
.png)
Bugün televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve dijital platformlarda gördüğümüz ekonomi sayfaları, eğitim içerikleri, kişisel gelişim videoları ve programlar; altı yaşındaki bir çocuktan yetmiş yaşındaki bir insana kadar herkesi etkileyebiliyor.
Bu etki artık tesadüf değil, sistematik.
Çünkü kim hangi eğitimi almış olursa olsun, nerede okursa okusun, adının önünde “prof.” yazsın ya da yazmasın; toplumda karşılığı, anlattığıyla ölçülüyor. Ne bildiğiyle değil, neyi nasıl sunduğuyla anılıyor.
İşte tam da bu noktada ciddi bir sorun başlıyor.
Bugün bilgilendirme iddiasıyla yapılan birçok sosyal medya içeriği ve televizyon programı, toplumu eğitmekten çok yanlış bilgilendiriyor. Bilgi yerini gösteriye, analiz yerini ezbere bırakmış durumda. Kamera karşısına geçen herkes uzman, mikrofon uzatılan herkes otorite.
Dijital platformlarda yayınlanan bazı programlar ise bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Eğlence adı altında, toplumda konuşulmaması gereken konular normalleştiriliyor. Mahremiyet, reyting uğruna sıradanlaştırılıyor.
Hasan Can Kaya’nın programı da bu tartışmanın tam merkezinde yer alıyor.
Bu programda, günlük hayatta en küçük bir sözde dahi tepki gösteren bireylerin sessiz kaldığı bir alan oluşuyor. Dışarıda eşine söylenen bir lafla kıyamet koparken, ekran karşısında her şeyin aleni şekilde konuşulması “eğlence” olarak sunuluyor. Bu çelişki masum değil.
Bu noktada RTÜK’ün verdiği ceza, önemli bir eşik niteliği taşıyor.
RTÜK burada bir yasakçı refleksle değil, toplumsal sınırları hatırlatan bir denetim anlayışıyla hareket etti. “Her şey izlenebilir değildir” mesajı verildi. Bu, geç kalmış ama yerinde bir uyarıydı.
Ancak mesele tek bir programla sınırlı değil. Aynı anlayış onlarca içerikte karşımıza çıkıyor. Bugün normalleştirilen şeyler, yarın sıradan; bugün tartışılanlar, yarın savunulan hâle geliyor. Toplum, farkında olmadan bu düzene alıştırılıyor.
Ekonomi tarafında da tablo farklı değil. Piyasa yorumlayan birçok kişi, piyasanın kendisinden çok ekrana oynuyor. Altının düşeceğini söyleyen bir “uzmanın” ardından altının yükselmesi kimseyi rahatsız etmiyor. Çünkü mesele doğru tahmin değil, ekranda kalmak.
Gerçekten bilen, konuştuğunda sorumluluk hisseden insanlar ise sessizce izliyor.
Bugün “uzman” dediğimiz pek çok kişi, araştırılmadan, sorgulanmadan, aynı klişe cümlelerle bu statüye taşınıyor. Toplum olarak biz de buna zemin hazırlıyoruz. Çünkü bilgi değil, yüksek ses dikkatimizi çekiyor.
Asıl soru şu:
Toplum gerçekten bilmek mi istiyor, yoksa kendisine anlatılanı duymak mı?
Düzen, en bilgili olanı değil; en çok görüneni güçlü kılıyor. Ve bugün kimlerin parlatıldığına, kimlerin sustuğuna baktığımızda, bu düzenin nasıl kurulduğunu açıkça görüyoruz.
RTÜK’ün attığı adım, bu yüzden sadece bir ceza değil; toplumsal hafızaya yapılmış bir hatırlatmadır.
Çünkü her şey konuşulabilir değildir.
Ve her konuşan da eğitiyor sayılmaz.
































Yorum Yazın