
Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) "Küresel Borç Monitörü" raporuna göre, küresel borç birikim hızı geçen yıl keskin bir şekilde hızlanarak salgın dönemindeki artıştan bu yana en hızlı yükselişini kaydetti. Toplam küresel borç, geçen yıl yaklaşık 29 trilyon dolar artarak 348,3 trilyon dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.
Mevcut tablo 2008 küresel finans krizindeki kadar kontrolsüz görünmese de riskin ağırlık merkezinin hane halkından kamu ve reel sektöre kaydığına işaret ediyor. Son yıllarda şirketlerin dijitalleşme süreçlerini hızlandırması ve yapay zeka yatırımlarına yönelmesi, kurumsal borçluluğu yukarı çeken başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.
Küresel borcun dağılımına bakıldığında, hane halkına ait borçlar geçen yılın dördüncü çeyreğinde 64,6 trilyon dolara, finansal olmayan şirketlere ait borçlar 100,6 trilyon dolara, kamu borçları 106,7 trilyon dolara ve finansal sektör borçları 76,4 trilyon dolara yükseldi. Kamu borçlanmaları 2025'te küresel borç artışının 10 trilyon dolardan fazlasını oluşturdu ve artışın neredeyse dörtte üçü Çin, ABD ve Avro Bölgesi'nden kaynaklandı.
Geçmiş dönemlerde konut yatırımlarının borç dinamiklerini belirlediği görülürken, bugün teknoloji odaklı sermaye harcamalarının öne çıktığı değerlendiriliyor. Mevcut borç birikimi kısa vadede sistemik bir kriz sinyali üretmese de borçla finanse edilen yatırımların verimliliği kritik önem taşıyor.
Gelir dağılımındaki bozulma ve yaşam maliyetlerindeki artış, hane halkının konut ve otomobil gibi temel ihtiyaçlara erişiminde krediye bağımlılığı artırarak küresel borç görünümünü besleyen diğer faktörler arasında bulunuyor.
Kamu tarafında ise özellikle pandemi döneminde uygulanan mali destek paketleri, artan sanayi ve teknoloji teşvikleri ile yeşil dönüşüm yatırımları borçlanma gereksinimini büyüttü.
Büyük ekonomiler arasındaki teknoloji rekabeti ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş hedefleri doğrultusunda enerji, ulaştırma ve altyapı alanlarında artan kamu harcamalarının, gelecek dönemde de borç dinamikleri üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Yapay zeka ve dijital dönüşüm yatırımlarının beklenen üretkenlik artışını sağlayamaması veya kamu harcamalarının düşük katma değerli alanlara yönelmesi durumunda borç sürdürülebilirliğinin baskı altına girebileceği ifade ediliyor. Bu çerçevede küresel ekonomide borçla büyüme eğiliminin devam ettiği ancak risklerin niteliğinin önceki kriz dönemlerine kıyasla farklılaştığı değerlendiriliyor.
"Gelir dağılımındaki bozukluğun da küresel borçtaki artışla ilintili olduğunu söyleyebiliriz"
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Gür, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, küresel borç seviyesindeki artışı tek bir nedene bağlamanın çok mümkün olmadığını belirterek, farklı boyutlarıyla değerlendirildiğinde farklı nedenlerinin ortaya çıktığını söyledi.
Şirketlerin son yıllarda artan dijitalleşme eğilimlerinin ve yapay zeka yatırımlarının küresel borçluluk seviyesini artırdığına işaret eden Gür, "Ama tabii dönemsel olarak bu yatırım gereksinimi değişebiliyor. Örneğin, baktığımız zaman 2008'deki küresel krizden önce konut yatırımlarındaki artış çok ciddi oranda borçluluk seviyesini artırmıştı. Dolayısıyla o dönemin ruhuna uygun, o dönemin koşullarından farklılaşan türde yatırımların hem finans sektörün borçluluk oranlarını hem de hane halkının borçluluk oranlarını artırdığını görüyoruz." diye konuştu.
Gür, insanların farklı ülkelerdeki farklı insanların tüketim kalıplarına erişebilmek, onlara yaklaşabilmek için borçlanarak belli hayat standartlarını tutturmaya çalıştığını ifade ederek, "Bunun da tabii ki hane halkı borçluluk üzerinde etkisi oluyor. Öte yandan gelir dağılımındaki bozukluğun da küresel borçtaki artışla ilintili olduğunu söyleyebiliriz." değerlendirmesinde bulundu.
"Devletin ekonomideki rolünün arttığını görüyoruz"
Nurullah Gür, temel ihtiyaç haline gelen malların erişiminin artık büyük oranda kredi piyasası üzerinden gerçekleşmesinin de hane halkı borçluluk seviyesi üzerinden küresel borcu etkilediğine işaret etti.
Kamu borçlarında son yıllarda hissedilir bir artışın olduğuna dikkati çeken Gür, "Pandemiyle birlikte bu kendini daha da fazla hissettirdi. Tabii bunun birkaç tane gerekçesi var. Baktığımız zaman bunlardan bir tanesi salgın döneminde verilmiş olan mali destek ve teşviklerin bütçeler üzerinde oluşturmuş olduğu yük var ve bu yükün finansmanı büyük oranda ilave borçlarla sağlandı. Öte yandan Amerika, Çin, Avrupa Birliği başta olmak üzere son yıllarda büyük ekonomik aktörlerin çok yoğun bir teknoloji savaşı verdiğini görüyoruz. Bu noktada ülkeler bu teknoloji savaşında geri düşmemek adına sanayi teşviklerini, teknoloji teşviklerini artırmış durumdalar. Devletin ekonomideki rolünün arttığını görüyoruz. Bu da tabii ister istemez kamunun üzerindeki yükü artırıyor ve kamu da bunu büyük oranda tahvil piyasası üzerinden borçlanarak sağlıyor." açıklamasını yaptı.
Gür, kamu tarafında yeşil dönüşüm gibi bazı unsurların ön plana çıktığını anlatarak, "Dolayısıyla burada daha temiz bir gelecek sağlamak adına hem tüketimin hem de üretimin sürdürülebilir hale gelmesi için çok ciddi oranda enerji, ulaştırma ve dönüşümün diğer alanlarına yatırımlar gerekiyor. Tabii bunu sağlamak için de kamu harcamalarının artması, beraberinde yine kamunun borç yükünün artması anlamına geliyor. Dolayısıyla çok boyutlu bir durum var karşımızda." ifadelerini kullandı.
"Kredi piyasaları, tahvil piyasaları ve riskli varlıklar başıboş değil, finansal riskler daha yönetilebilir seviyelerde"
Nurullah Gür, şu anda 2008 yılındaki küresel finans krizindeki kadar piyasaların, özellikle kredi piyasalarının, tahvil piyasalarının ve riskli varlıkların başıboş olmadığını ifade ederek, en azından finansal risklerin daha yönetilebilir seviyelerde olduğunu dile getirdi.
Kamu borç seviyesindeki artışın ve yapay zekaya yapılan yatırımların tetiklemiş olduğu özel sektör borcunun, bu dönemde finansal kesimdeki borçluluk seviyesine ve hane halkındaki borçluluk seviyesine kıyasla daha fazla risk unsuru barındırdığını kaydeden Gür, "2008 krizindeki temel unsur yani riski ortaya çıkartan temel aktörler finansal kesimin ve hane halkının çok ciddi oranlarda borçlanmasıydı. Bu sefer risk devlet tarafında ve özel sektör tarafında borçluluk anlamında." diye konuştu.
Gür, eğer bir borç krizi ortaya çıkacaksa bu krizin kamu borcu ve özel sektör borcu tarafından çıkmasının daha büyük ihtimal olduğunu belirterek, "Ama en azından buradaki riskin karşılığında belli reel değerler var. Reel olarak bir karşılığının olması, bu riski yönetme açısından önemli bir güvence sunuyor, zira arkasında somut bir ekonomik değer bulunuyor. Ama bunun bir garantisi olduğunu söylemek iddialı olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
Gür, özel sektör ve kamu yatırımlarının beklenen etkiyi oluşturup oluşturmayacağının kritik öneme sahip olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Tabi bir de kamu tarafında harcamaların yönünü belirlemedeki siyasi kararlara bakmak gerekir. Reel sektör tarafında eğer yapay zekaya yapılan yatırımlar beklenen getiriyi, beklenen verimlilik artışını ve ekonomik büyümeyi sağlamazsa ve kamu tarafı daha verimli yatırım alanlarından ziyade biraz daha günümüz koşullarının dayattığı popülist harcama kalemlerine doğru geçiş yaparsa, o zaman bu borcun karşılığında ortaya çıkmış olan ekonomik katma değer düşük kalacağı için bu borçları çevirme çok ciddi anlamda riske dönüşebilir. Sözün özü ben riski bu tarafta görüyorum."
Kaynak: AA
































Yorum Yazın