

Üretim yerine tüketime ve ithalata dayalı büyüme modeli, bu kırılganlığı daha da artırmaktadır. Ancak bu tablo, Türkiye’nin umutsuz olduğu anlamına gelmez.
Sorunlar yapısaldır; fakat çözümsüz değildir.
Çözüm için öncelikle kazanç anlayışının mahiyetini doğru analiz etmek gerekir.
İktisadi hayatta temelde üç kazanç yolu vardır:
Paradan para kazanma (faiz ve finansal getiri merkezli kazanç)
Üretim yoluyla kazanç
Ticaret yoluyla kazanç
Faiz temelli sistemde ilk yol, diğer iki yolun önüne geçmektedir. Çünkü faiz geliri; emek gerektirmeyen, risk içermeyen ve garanti getiri sağlayan bir kazanç biçimi olarak algılanır. Bu durum ekonomik aktörlerin doğal tercihlerini belirler. İnsan, rasyonel bir varlık olarak daha az riskli ve daha az zahmetli görünen seçeneğe yönelir.
Faiz yasaklanmadığında veya sınırlanmadığında, sermaye üretim ve ticaret yerine finansal getirilere yönelme eğilimi gösterir. Böylece üretim hacmi beklenen düzeyde genişlemez; yatırım iştahı reel sektörden finansal araçlara kayar. Bu kayış, ekonomik enerjinin ve sermayenin üretimden çekilmesi anlamına gelir.
Üretim düştüğünde arz daralır. Arzın daraldığı bir ekonomide talep karşılanamaz ve fiyatlar yükselir. Enflasyonun temelinde çoğu zaman bu arz yetersizliği yatmaktadır.
Faizli sistemlerde enflasyonla mücadele genellikle faiz artışı yoluyla talebi kısmaya dayanır. Ancak bu yöntem üretim kapasitesini artırmaz; aksine yatırım maliyetlerini yükselterek üretimi daha da baskılayabilir.
Oysa faiz tamamen ortadan kaldırıldığında ekonomik aktörler kazanç elde etmek için iki meşru alana yönelmek zorunda kalacaktır:
Üretim
Ticaret
Çünkü insanın kazanma isteği ortadan kalkmaz; sadece yön değiştirir. Faiz kapısı kapandığında sermaye atıl kalmaz; üretime veya ticarete tahvil edilir.
Böylece ekonomik kaynaklar finansal ranttan reel sektöre yönlendirilmiş olur.
Bu yönelim üç önemli sonucu beraberinde getirir:
Arz güvenliği sağlanır.
Enflasyonist baskı azalır.
Fiyat istikrarı güçlenir.
Arzın güçlü olduğu bir ekonomide enflasyon kronik bir sorun olmaktan çıkar.
Sermayenin üretime yönelmesi, yeni yatırımlar ve yeni işletmeler anlamına gelir. Üretim artışı doğrudan istihdam artışı demektir. Çünkü üretim emek gerektirir.
Faizli sistemde sermaye sahibi pasif alacaklı konumundadır; ancak faizsiz modelde sermaye ekonomik faaliyetin ortağı olur. Risk ve kâr paylaşımı esasına dayalı finansman biçimleri, sermaye ile emeği buluşturur.
Bu durum:
İşsizliği azaltır
Gelir dağılımını dengeler
Toplumsal refahı yaygınlaştırır
İşsizlik azaldığında satın alma gücü artar; iç talep sağlıklı bir zemine oturur.
Türkiye’de cari açığın temel sebeplerinden biri üretim yetersizliği ve ithalata bağımlı büyüme modelidir. Üretim artmadığında, özellikle ara malı ve teknoloji alanında dışa bağımlılık sürer.
Faizsiz ve üretim merkezli bir modelde ise:
Yerli üretim güçlenir
İthalat bağımlılığı azalır
İhracat kapasitesi artar
Cari açık azaldığında ekonomi spekülatif sermaye baskılarından kurtulur. Döviz kuru istikrar kazanır. Böylece finansal kırılganlık azalır ve kalıcı ekonomik istikrar mümkün hale gelir.
Burada mesele yalnızca teknik bir finansman tercihi değildir; bir zihniyet meselesidir. Faizi “doğal ve meşru kazanç yolu” olarak gören anlayış, kazancı üretimden koparmaktadır. Emeksiz ve risksiz kazanç fikri yaygınlaştığında, toplumun üretim enerjisi zayıflar.
Faizin tamamen ortadan kaldırılması ve bu yönde güçlü yasal düzenlemelerin yapılması, ekonomik tercihleri kökten değiştirir. Sermaye ya üretime ya ticarete yönelmek zorunda kalır. Böylece ekonomi rant ekseninden üretim eksenine taşınır.
Türkiye umutsuz değildir. Ekonomik sorunlar da çözümsüz değildir.
Faiz merkezli kazanç anlayışı yerine üretim ve ticaret merkezli bir model benimsenirse,
Arz güvenliği sağlanır,
Enflasyon baskısı azalır,
İşsizlik geriler,
Cari açık düşer,
Ekonomi spekülatif kırılganlıklardan arınır.
Kalıcı istikrar; finansal getirinin değil, üretimin ve emeğin merkeze alınmasıyla mümkündür. Umut, sorunların inkârında değil; ekonomik yapıyı dönüştürme iradesinde yatar.
Türkiye’nin sahip olduğu beşerî sermaye, girişimcilik kapasitesi ve tarihsel ticaret birikimi; doğru yönlendirilmiş bir üretim ekonomisiyle birleştiğinde, mevcut sorunları aşabilecek güçtedir.
Ekonomik istikrar, paradan para kazanma kolaycılığında değil; üretim, ticaret ve adil bölüşüm ekseninde yeniden inşa edilebilir.
Kaynak: ekonomim
































Yorum Yazın