
Bir yöneticiyi de öyle...
Şehir büyürken, ekonomi işlerken, fabrikaların bacaları tüterken, herkes işinin başındayken yöneticilik yapmak başka; şehrin yarısı yıkılmış, insanlar canının derdine düşmüş, sanayi ağır yara almış, ticaret durmuşken sorumluluk almak bambaşka bir şeydir.
Ben bugün Mustafa Buluntu'yu ve Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası'ndaki başkanlık dönemini tam da buradan okumak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü Buluntu'nun önüne normal bir başkanlık dönemi gelmedi.

6 Şubat geldi.
Hem de bütün ağırlığıyla...
Oda Yıkıldı, Sorumluluk Yıkılmadı
Deprem yalnızca evleri, fabrikaları, iş yerlerini yıkmadı. KMTSO'nun hizmet binası da ağır yara aldı.
Ama bina zarar gördü diye oda ortadan kalkamazdı.
Sanayicinin derdi vardı, esnafın derdi vardı, iş insanının derdi vardı. Türkiye'nin dört bir yanından, özellikle TOBB üzerinden yardımlar geliyordu. Bunların koordine edilmesi, doğru yerlere ulaştırılması gerekiyordu.
KMTSO'nun adeta karargâhı Ticaret Borsası'na taşındı.
Saatin kaç olduğunun pek önemi yoktu.
Geceymiş, gündüzmüş, hafta sonuymuş...
Şehir enkazın altındayken mesai saati olmazdı zaten.
Bir taraftan üyelerin sorunlarıyla uğraşılırken diğer taraftan Kahramanmaraş'a gelen bakanlara, bürokratlara ve yetkililere şehrin ne kadar büyük bir yara aldığı anlatıldı.
Sanayinin durumu sözlü olarak da raporlarla da önlerine konuldu.
Yetmedi.
Ankara'nın Kahramanmaraş'a gelmesi beklenmedi, Kahramanmaraş'ın derdi Ankara'ya götürüldü.
Bakanlıkların kapıları çalındı. Dosyalar hazırlandı. Talepler anlatıldı.
Yerel basından ulusal basına kadar ulaşılabilen her yerde bu şehrin yaşadığı yıkım gündeme taşındı.
Çünkü o günlerde Kahramanmaraş'ın en büyük ihtiyaçlarından biri de sesini duyurmaktı.

Bir Şehri Ayağa Kaldırmak Sadece Bina Yapmak Değildir
Depremden sonra mücbir sebep uygulamasının devam etmesi için yaklaşık bir yıl mücadele edildi.
Defalarca açıklama yapıldı.
Çünkü iş yerini kaybetmiş, fabrikası zarar görmüş, müşterisini ve pazarını kaybetmiş insana “takvim işlemeye devam ediyor” demek kolaydı.
O insanın yeniden üretime başlaması ise hiç kolay değildi.
Sonra sanayi alanları meselesi geldi.
Dulkadiroğlu ve Pazarcık'ta yeni sanayi alanları ilan edildi. Tomsuklu Atış Alanı'ndaki 9 bin 100 dönümlük alan sanayi alanına dönüştürüldü.

Şu rakamın üzerinde özellikle duruyorum:
Kahramanmaraş'ın 1976'da Kavlaklı OSB ile başlayan yaklaşık 50 yıllık sanayileşme yolculuğunda toplam sanayi alanı 27 bin dönüme ulaşmıştı.
Depremden sonra ise 20 bin dönüm yeni sanayi alanı ilan edildi.
Yani yaklaşık 50 yılda oluşturulan sanayi alanının yüzde 70'ine yakın büyüklükte yeni bir alan...
Bunun değerini bugün değil, belki 10-20 yıl sonra çok daha iyi anlayacağız.
807 Kadına Dokunan Bir Proje
Bir şehri yeniden ayağa kaldırırken sadece büyük fabrikaları düşünemezsiniz.
Kadın girişimciyi de düşüneceksiniz, genci de düşüneceksiniz, küçük işletmeyi de...
UNDP ile gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda 807 kadın girişimciye toplam 1 milyon 550 bin Euro hibe desteği sağlandı.
Kadınların markalaşması için Kahramanmaraş Kadın İş Geliştirme Merkezi kuruldu.
Kadın ve genç girişimcilerin ulusal ve uluslararası platformlarda daha fazla söz sahibi olması amacıyla yüzlerce faaliyet ve toplantı gerçekleştirildi.

GIZ, JICA, UNDP, DOĞAKA, EBRD ve Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarla gerçekleştirilen projeler üzerinden şehre 5 milyon doların üzerinde kaynak kazandırıldı.
Bir taraftan da geleceğin sanayisine hazırlanmak gerekiyordu.
Firmaların yeşil ve dijital dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla ticaret ve sanayi odaları arasında bir ilk olan Sürdürülebilirlik ve Eğitim Merkezi hayata geçirildi.
Bunları neden tek tek yazıyorum?
Çünkü birazdan geleceğim mesele tam da bununla ilgili.
Bir koltuğu istemek kolaydır.
Önemli olan o koltukta otururken ne yaptığınızdır.
Ve TUSAŞ...
Bana göre bütün bu dönemin en önemli işlerinden birinin altını ayrıca çizmek gerekiyor.
TUSAŞ.
Depremden çıkmış bir Kahramanmaraş'a yalnızca eski ekonomik düzenini geri kazandırmak değil, yeni bir ekonomik alan açmak gerekiyordu.
KMTSO Başkanı Mustafa Buluntu, Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı ve dönemin TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Bozdoğan ile başlayan görüşmeler kısa sürede yatırıma dönüştü.
İlk etapta Türkoğlu'nda yaklaşık 30 milyon Euro'luk fabrika yatırımı hayata geçirildi.
Ardından Kahramanmaraş iş dünyası ile TUSAŞ ortaklığında protokol imzalandı ve şirket değeri 230 milyon Euro'yu aşan bir yapı ortaya çıktı.

Ben TUSAŞ meselesine yalnızca bir fabrika olarak bakmıyorum.
Tekstil, metal mutfak eşyaları, kuyumculuk gibi sektörlerde güçlü olan bir şehrin önüne havacılık ve savunma sanayisinin kapısını açıyorsunuz.
Bu kapı doğru kullanılırsa yan sanayisiyle, yetişmiş insan gücüyle, mühendisleriyle, yeni yatırımlarıyla bambaşka bir Kahramanmaraş ortaya çıkabilir.
Belki de yıllar sonra şehrin sanayi tarihini anlatırken “TUSAŞ'tan önce” ve “TUSAŞ'tan sonra” diyeceğiz.
Peki Şimdi Ne Olacak?
Asıl söylemek istediğim yere geleyim.
Bütün bu süreçte sıkıntı çekmiş, odanın yükünü omuzlamış, deprem görmüş, sanayinin yıkımına şahit olmuş ve yeniden toparlanma sürecinin içinde bulunmuş bir başkanın önümüzdeki dönemde de o koltukta oturmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Neden?
Çünkü bir binanın temelini atan insan o temelin nerede güçlendirilmesi gerektiğini bilir.
Bir şehrin yeniden yapılanmasının temelini oluştururken yaşanan sıkıntıları gören insan da bundan sonraki adımlarını daha sağlam atar.
Hele ki Kahramanmaraş gibi hâlâ toparlanma süreci devam eden bir şehirde...
Benim burada bir başka sözüm de kenarda bekleyenlere.
Şehir bu kadar ağır bir dönemden geçerken hiçbir şey yapmadan bekleyip, ortalık biraz düzeldiğinde “Artık sıra bana gelsin” demek bana göre doğru bir yaklaşım değildir.
Koltuk sırası beklenmez.
Koltuk hak edilir.
Hele böyle bir dönemin ardından hiç beklenmez.
Çünkü bana göre yara alan o koltuğu kim onarmışsa, o görevi layıkıyla sürdürebilecek kişinin değerlendirilmesinde bunun da hesaba katılması gerekir.
Elbette her dönemde koltuk isteyenler olacaktır.
Koltuk sevdalısı insanlar da olacaktır.
Fakat asıl mesele koltuk sevdalısı olmak değil, şehir sevdalısı olabilmektir.
Ne yazık ki benim bu şehirde gördüğüm başka bir gerçek daha var:
Şehrin kendisinden çok koltuğuna meraklı insanların sayısı az değil.
Makamı seviyorlar.
Unvanı seviyorlar.
Protokolü seviyorlar.
Fotoğrafı seviyorlar.
Ama mesele yük taşımaya geldiğinde ortalıkta aynı kalabalığı göremiyorsunuz.
İşte tam burada Mustafa Buluntu açısından benim baktığım nokta farklı.
Eğer mesele yalnızca koltuk olsaydı, 6 Şubat sonrasında o koltuğun hiçbir cazibesi kalmamıştı.
Bina yok.
Şehir yıkılmış.
Sanayi yara almış.
İnsanlar perişan.
Her taraftan talep geliyor.
Ankara başka bir mücadele, şehir başka bir mücadele...
Koltuk sevdalısı bir insan için yapılabilecek en kolay şey neydi?
Kenara çekilmek.
Kendisini kurtarmak.
Fırtına geçtikten sonra yeniden ortaya çıkmak.
Ama Buluntu bunu yapmadı.
En zor zamanda sorumluluğun başında kaldı.
Koltuk Değil, Şehir Meselesi
Ben kimsenin önüne kırmızı halı sermiyorum.
Hiçbir yönetici eleştiriden muaf değildir.
Mustafa Buluntu da değildir.
Eksik yapılan varsa konuşulur. Yanlış varsa yazılır. Daha iyisi yapılabilecekse söylenir.
Gazetecinin görevi de budur.
Fakat hakkı teslim etmek de gazeteciliğin bir gereğidir.
Bugün geriye baktığımda önümde bir faaliyet listesinden çok daha fazlasını görüyorum.
Depremden sonra ayakta tutulmaya çalışılan bir oda...
Ankara'ya taşınan sayısız dosya...
Mücbir sebep mücadelesi...
20 bin dönümlük yeni sanayi alanı...
807 kadın girişimciye ulaşan destek...
5 milyon doları aşan uluslararası kaynak...
Kadın ve genç girişimcilere yönelik çalışmalar...
Sürdürülebilirlik ve Eğitim Merkezi...
Yeniden ayağa kaldırılan KMTSO hizmet binası...
Ve Kahramanmaraş'ın sanayi karakterini değiştirebilecek TUSAŞ yatırımı...
Şimdi önümüzde yeni bir dönem varsa bence soru çok basit olmalı:
Kim o koltuğu istiyor? değil.
Kim o koltuğun yükünü taşıdı ve bundan sonra şehir için ne yapabilir?
Çünkü makamlar gelip geçer.
Başkanlar değişir.
İsimler unutulur.
Ama bir şehre kazandırdığınız fabrika kalır.
Sanayi alanı kalır.
Üretim kalır.
İstihdam kalır.
Ve en önemlisi, zor zamanda bıraktığınız iz kalır.
Bu nedenle benim için mesele Mustafa Buluntu'nun hangi koltukta oturacağı meselesinden çok daha büyük.
Mesele Kahramanmaraş'ın bundan sonra nereye gideceği meselesidir.
Ve o koltuğa talip olacak herkes önce aynaya bakıp kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Bu şehir en ağır yarasını aldığında ben neredeydim ve bu şehir için ne yaptım?”
Cevabı olan buyursun gelsin.
Çünkü Kahramanmaraş'ın artık koltuk bekleyenlere değil, şehir için yük almaya hazır olanlara ihtiyacı var.
































Yorum Yazın