© Ekonomim

Modernizmin Sessiz Dahileri:

Gazeteci – Yazar Fatih Alper Gültepe, kaleme aldığı bu yazısında modernizmin çoğu zaman gözden kaçan düşünürlerini, bilim ile sanatın kesiştiği noktaları ve bugünün algoritmik ekonomisinin kökenlerini ele alıyor. Gültepe, insanlığın üretim anlayışından toplumsal algı biçimlerine, sistem düşüncesinden yapay zekâ çağının ekonomik yapısına uzanan geniş bir perspektifle modern dünyanın görünmeyen mimarlarını anlatıyor.

 

Bilimle Sanatı, Yatırımla Geleceği Buluşturanlar

İnsanlığın en temel özelliği üretmek ve sürdürülebilirlik yaratmaktır. Ancak bugün genel tabloya baktığımızda, çoğu zaman sürdürülebilir olanı geliştirmek yerine onu tüketmeye ve yok etmeye daha meyilli olduğumuzu görüyoruz.

Tarihe dönüp baktığımızda insanlığın bıraktığı sayısız eser, sanat ürünü, bilimsel çalışma ve yatırım modeliyle karşılaşırız. Bu eserlerin her biri kendi döneminin düşünce biçimini, üretim anlayışını ve geleceğe dair vizyonunu temsil eder.

Bugün ise farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Dayatmaların ve hızın egemen olduğu bir çağda yaşıyoruz. Öyle ki, bir kitabı okumaya bile üşenen bir toplumsal alışkanlığın içine sıkışmış durumdayız.

Ortaöğretim çağındaki gençlere baktığımızda ise güçlü bir toplum psikolojisinin etkisini açıkça görmek mümkün:

“Onun giydiğini ben de giymeliyim.” “Onun yaptığını ben de yapmalıyım.”

Oysa “o”, “bu” ve “şunlar” dediğimiz şeylerin büyük bir bölümü aslında hayatımıza sonradan yerleşmiş sosyal dayatmalardan ibarettir.

Bu durumu çoğu zaman sürü psikolojisi olarak tanımlarız. Ve belki de toplumların en büyük kırılma noktası tam da burada başlar.

 

Zorlaşan Dünya ve Toplumsal Bilinç

Dünya giderek daha zor bir döneme giriyor.

Sertleşen piyasa koşulları, artan jeopolitik gerilimler ve dünyanın birçok yerine yayılan açlık krizi, insanlığın nasıl bir ekonomik ve toplumsal düzene doğru ilerlediğini açıkça gösteriyor.

Bilinçli bir toplumun ne yapması gerektiğini uzun uzun anlatmaya belki gerek yoktur. Ancak zincirin halkaları gibi birbirine bağlı bir bilinç oluştuğunda toplumların yeniden dengeye ulaşması mümkündür.

Toplumsal bilinç, bireysel farkındalıkların birleşmesiyle ortaya çıkar. Bu bilinç oluşmadan ne ekonomi ne de toplum sürdürülebilir bir dengeye ulaşabilir.

 

İki Fare Türü: Algının Gücü

İnsanın algı biçimi çoğu zaman gerçeklerden daha güçlüdür.

İnsanlar genellikle kontrol edebildiklerini sevimli, kontrol edemediklerini ise sevimsiz olarak tanımlar.

Örneğin:

Sevimli olan:
Hamster.
Isırsa bile insanların zihninde “masum” bir hayvan olarak algılanır.

Sevimsiz olan:
Fare (sıçan ya da ev faresi).
Tarihsel olarak veba gibi hastalıklarla ilişkilendirilir.

Oysa bilim bize şunu söyler:

Hamster da bir fare türüdür. Her ikisi de kemirgen ailesine aittir.

Aralarındaki fark biyolojik değil, algısal ve kültüreldir.

İnsanlık çoğu zaman gerçekleri değil, algıları yönetir.

 

Modernizmin Sessiz Dahileri

Bugün konuştuğumuz pek çok ekonomik ve teknolojik sistemin kökeninde, geniş kitleler tarafından çok bilinmeyen bazı öncü düşünürler vardır.

Buckminster Fuller

Modernizmin en önemli sistem düşünürlerinden biridir.

Fuller’ın temel fikri şuydu:

“Daha az kaynakla daha fazla yaşam üretmek mümkündür.”

Geodezik kubbe mimarisi bunun en önemli örneklerinden biridir. Bu yaklaşım yalnızca mimarlık değil; mühendislik, sanat ve yatırım düşüncesini de bir araya getirmiştir.

Bugün konuştuğumuz:

sürdürülebilir şehircilik yeşil ekonomi kaynak verimliliği

gibi kavramların önemli bir bölümü Fuller’ın fikirlerine dayanır.

Bir bakıma bugün Elon Musk gibi vizyonerlerin temsil ettiği düşünce çizgisinin erken dönem öncülerinden biridir.

Adı çok bilinmez.
Ama onu tanıyanlar ne kadar büyük bir düşünür olduğunu bilir.

Iannis Xenakis

Xenakis modernizmin en sıra dışı isimlerinden biridir.

Hem mimar, hem besteci hem de matematikçidir.

Ünlü mimar Le Corbusier ile çalışmış ve matematiksel modelleri müzik ile mekân tasarımında kullanmıştır.

1958 Brüksel Dünya Fuarı için tasarlanan Philips Pavyonu, sanat ile teknolojinin birleştiği en çarpıcı örneklerden biridir.

Xenakis’in yaklaşımı oldukça nettir:

Sanat ve bilim birbirinden ayrı değildir.
Her ikisi de aynı matematiksel evrenin farklı dilleridir.

 

Dahiler Ne Savunuyordu?

Bu düşünürlerin ortak noktası oldukça açıktır:

Geleneksel sanat ile bilim arasındaki keskin ayrımı reddettiler. Bilim, sanat, ekonomi ve teknolojinin birlikte düşünülmesi gerektiğini savundular. Büyük ölçekli düşünmeyi — şehirleri, toplumları ve geleceği — merkeze aldılar.

Ancak çoğu zaman çağlarının çok ilerisinde oldukları için fikirleri yeterince anlaşılmadı.

Hatta bazı dönemlerde bu düşünürler gerçekçi olmamakla eleştirildi. Oysa zaman ilerledikçe görüldü ki, aslında ileriyi göremeyenler çoğu zaman toplumların kendisiydi.

İnsanlık çoğu zaman kendi düşünce sınırlarının dışına çıkmamak için konfor alanında kalmayı tercih eder.

 

Bugünün Algoritmik Ekonomisinin Kökenleri

Bugün finans piyasalarında çok önemli bir dönüşüm yaşanıyor.

Piyasaları artık yalnızca insanlar değil, sistemler yönetiyor.

Borsalarda fiyat hareketlerini algoritmalar belirliyor.
Kredi notlarını yapay zekâ sistemleri hesaplıyor.
Sigorta primleri, kira tahminleri ve hatta iş başvuruları bile veri modelleri tarafından değerlendiriliyor.

Peki bu noktaya nasıl geldik?

Algoritmik ekonomi bir gecede ortaya çıkmadı.

Bugün yaşadığımız sistemin temelleri çok daha önce atılmıştı. Bilim ile sistemi birlikte düşünen bazı öncü akıllar, bu dönüşümün temellerini yıllar önce kurmuştu.

Sistem Düşüncesinin Doğuşu

Norbert Wiener

Algoritmik ekonominin temelinde sibernetik vardır.

Sibernetik; insan, makine ve toplum arasındaki geri bildirim mekanizmalarını inceleyen bilim dalıdır.

Norbert Wiener’in en önemli tespiti şuydu:

“Bir sistemi yöneten şey niyet değil, geri bildirimdir.”

Bugün:

enflasyon beklenti modelleri otomatik faiz mekanizmaları borsa al-sat algoritmaları

hep bu mantıkla çalışır.

Artık piyasa yalnızca bir insan aklı değil, tepki veren bir sistemdir.

Daha Az Kaynakla Daha Çok Ekonomi

Buckminster Fuller

Fuller yalnızca bir mimar değil, aynı zamanda bir sistem tasarımcısıdır.

Temel yaklaşımı şuydu:

Kaynaklar sınırlıdır. Sistemler çoğu zaman verimsiz çalışır. İnsanlık yanlış planlama nedeniyle yoksullaşır.

Bugün konuştuğumuz:

yeşil ekonomi döngüsel ekonomi karbon piyasaları akıllı şehirler

Fuller’ın “daha azla daha çok üretmek” matematiğinin devamıdır.

Ancak günümüzde üretmek yerine çoğu zaman kısa vadeli kazançların peşinde koşan bir ekonomik kültür gelişmiştir.

Halk dilinde buna bazen “indiregandi”, yani emek üretmeden kazanç elde etmeye çalışma anlayışı denir.

Oysa sürdürülebilir ekonomi ancak üretim, planlama ve verimlilikle mümkündür.

Verinin Görselleştirilmesi

György Kepes

Algoritmalar veriyi işler.

Ama insan veriyi görmek ister.

György Kepes bu gerçeği erken fark eden düşünürlerden biridir.

Onun yaklaşımı basitti:

Veri anlatılmaz, gösterilir.

Bugün:

enflasyon grafiklerle anlatılıyor piyasa beklentileri endekslerle sunuluyor ekonomi haberleri infografiklerle destekleniyor

Algoritmik ekonomi aynı zamanda algının yönetildiği bir ekonomi hâline gelmiştir.

Matematik, Kaos ve Piyasa

Iannis Xenakis

Xenakis müzikte olasılık hesaplarını kullandı.

Bugün finans piyasaları da benzer matematiksel yaklaşımlarla çalışıyor.

Örneğin:

risk modelleri volatilite hesapları olasılıksal fiyatlama

Modern finans bize şunu söylüyor:

Piyasa ne tamamen düzenlidir ne de tamamen rasyoneldir.
Piyasa olasılıksal bir sistemdir.

Algoritmalar da tam olarak bu kaosu hesaplayarak kâr arar.

 

Sonuç: İnsan Ekonomisinden Sistem Ekonomisine

Bugün geldiğimiz noktada ekonomi köklü bir dönüşüm geçiriyor.

Ekonomi artık yalnızca insan davranışlarının yön verdiği bir alan değil; matematiksel modellerin, veri akışlarının ve algoritmik sistemlerin şekillendirdiği bir yapıya dönüşüyor.

Piyasa giderek daha az duygusal, daha fazla hesaplanabilir hale geliyor.
Karar mekanizmaları ise bireylerden çok, veriye dayalı sistemler tarafından belirleniyor.

Bir zamanlar yatırımcılar piyasayı analiz ederdi.
Bugün ise çoğu zaman piyasayı analiz eden sistemler yatırımcıları yönlendiriyor.

Borsalarda alım–satım robotları, kredi notlarını belirleyen yapay zekâ modelleri, sigorta risklerini hesaplayan veri algoritmaları ve hatta tüketim davranışlarını analiz eden dijital sistemler… Hepsi aynı gerçeği işaret ediyor:

Ekonomi artık yalnızca insanların yönettiği bir alan değil.

Modernizmin bu “sessiz dahileri”, yani sistem düşüncesinin öncüleri, aslında bugünün dünyasını çok daha önce görmüştü. Bilim ile sanatı, matematik ile ekonomiyi, teknoloji ile toplumsal yapıyı birlikte düşünen bu akıllar, insanlığın bir gün kendi kurduğu sistemlerin içinde yaşayacağını öngörüyordu.

Bugün geldiğimiz noktada ise belki de en kritik eşikte duruyoruz.

Çünkü artık soru yalnızca ekonominin nasıl çalıştığı değil.

Asıl soru şu:

İnsan sistemi mi yönetiyor,
yoksa sistem mi insanı yönetmeye başladı?

Belki de modern çağın en büyük tartışması tam olarak burada başlıyor.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER