Koltuk Yukarıda, Hata Aşağıda
ANALİZYazar Fatih Alper Gültepe, kurum ve şirketlerde üst yöneticileri zor durumda bırakan alt kademe yönetim hatalarını ele aldı. Gültepe, “Koltuk Yukarıda, Hata Aşağıda” başlıklı yazısında yetki, denetim ve sorumluluk arasındaki kritik dengeye dikkat çekti.
Yönetim dünyasında tuhaf bir alışkanlık vardır: Başarı yukarıya doğru çıkar, hata ise aşağıya doğru iner.
İşler yolunda gittiğinde başarı yöneticinin vizyonudur. İşler karıştığında ise suçlu aranır; müdür, amir, şef, personel derken sorumluluk organizasyon şemasının en altına kadar yuvarlanır.
Oysa yönetim dediğimiz şey yalnızca imza atmak, toplantı yapmak, makam odasında ağırlanmak veya önüne getirilen raporları okumak değildir. Yönetmek, en tepede otururken en aşağıda ne olduğunu da bilmektir.
Holdingde CEO olabilirsiniz, bir kurumda başkan, şirkette genel müdür, kamuda daire başkanı ya da herhangi bir yapının en yetkili ismi…
Unvan değişir, kural değişmez:
Yetki verdiğiniz kişinin kullandığı yetkinin sonuçlarından tamamen habersiz olamazsınız.
Çünkü bazen bir başkanı başkanlığından eden büyük kararları değil, koridorun sonundaki küçük bir odada alınan küçük kararlardır.
Makam Odasından Koridor Görünmeyebilir
Üst düzey yöneticilerin önemli hatalarından biri, altında çalışan yöneticiyi görevlendirdikten sonra denetleme görevini de ona devrettiğini düşünmesidir.
Bir müdüre yetki verilir.
Müdür amire yetki verir.
Amir şefe bırakır.
Şef personele söyler.
Bir süre sonra en tepede oturan kişinin haberi olmadan aşağıda küçük bir yönetim cumhuriyeti kurulmuştur.
Kuralları vardır.
Alışkanlıkları vardır.
Hatta bazen kendine özgü bir anayasası bile vardır!
Sonra vatandaş, müşteri veya çalışan bir problem yaşar. Şikâyet yukarıya ulaştığında klasik cümle gelir:
“Benim haberim yoktu.”
İşte yönetimin en tehlikeli dört kelimesi bunlardır.
Çünkü bazen haberinizin olmaması, sizi sorumluluktan kurtaran bir gerekçe değil; tam tersine yönetim probleminin itirafıdır.
Elbette hiçbir genel müdür binlerce çalışanın attığı her adımdan haberdar olamaz. Hiçbir başkan bütün masaların başında bekleyemez. Zaten yöneticilik bunun için kurulmuş bir sistem değildir.
Ama iyi yönetici her şeyi bilen kişi değil, ne olup bittiğini öğrenebilecek sistemi kuran kişidir.
Aradaki fark büyüktür.
Yetki Verdiniz, Saltanat Değil
Bir başka mesele de yetkinin insan üzerindeki ilginç etkisidir.
Dün aynı koridorda yürüyen insan, bugün kapısında “Müdür” yazısını görünce yürüyüşünü değiştirebilir.
Düne kadar çözüm üretirken bugün sorun üretmeye başlayabilir.
Telefonlara çıkmamayı makamın gereği, insanları bekletmeyi otorite, sertliği disiplin, ulaşılamaz olmayı da yöneticilik zannedebilir.
Yetki böyledir.
Doğru insanda hizmet aracına, yanlış insanda küçük bir saltanata dönüşür.
Üst yönetimin görevi de tam burada başlar.
Bir insanı müdür yapmakla iş bitmez. Müdür olduktan sonra nasıl bir insana dönüştüğüne de bakmak gerekir.
Çünkü bazı yöneticiler kurumlarına rakiplerinden daha fazla zarar verebilir.
Koltuk Tatlıdır, Ama Tapulu Değildir
Bir de işin koltuk tarafı var.
Makamların insana verdiği geçici bir sıcaklık bulunuyor.
Kapılar açılır.
Telefonlar daha hızlı cevaplanır.
İnsanlar ayağa kalkar.
Toplantılarda sözünüz kesilmez.
Çevreniz bir anda kalabalıklaşır.
İnsan zamanla bunların kendisine ait olduğunu düşünmeye başlayabilir.
Oysa çoğu zaman insanların ayağa kalktığı kişi değil, makamdır.
Koltuk değiştiğinde telefonların çalma sıklığının neden değiştiğini eski yöneticilere sormak gerekir.
Bu nedenle yöneticinin kendisine zaman zaman şu soruyu sorması gerekir:
“İnsanlar bana mı saygı gösteriyor, koltuğuma mı?”
Cevabı makamdayken bulmak biraz zordur.
Makamdan indikten sonra hayat genellikle cevabı ücretsiz verir.
Başkanı Bazen En Alttaki Masa Yakar
Kurumların itibarı yönetim kurulu salonlarında değil, çoğu zaman en alt kademedeki temas noktalarında sınanır.
Vatandaşın karşılaştığı memur kurumun yüzüdür.
Müşterinin konuştuğu satış görevlisi şirketin yüzüdür.
Çalışanın muhatap olduğu amir yönetimin yüzüdür.
Bir vatandaş kurum başkanını hayatında hiç görmeyebilir. Fakat o kurumda görev yapan bir personelin kötü davranışını yıllarca anlatabilir.
Şirketin CEO'sunu tanımaz ama müşteri hizmetlerinde yaşadığı problemi markanın tamamına mal eder.
İşte bu nedenle en aşağıdaki davranış, en yukarıdaki koltuğun itibarını belirleyebilir.
Bir personelin hatası müdüre, müdürün yanlış yönetimi genel müdüre, genel müdürün ihmali başkana kadar ulaşır.
Sonra herkes şaşırır:
“Bu mesele buraya nasıl geldi?”
Aslında mesele bir anda oraya gelmemiştir.
Aylarca aşağıda büyümüş, yukarıdakiler görmemiştir.
Otokontrolünü Kaybeden Yönetimi Kaybeder
Çözüm ise herkesi baskı altında tutmak değildir.
Tam tersine sağlam bir otokontrol ve geri bildirim mekanizması kurmaktır.
Üst yönetici sadece kendisine bağlı üç kişinin anlattıklarıyla kurumu tanımamalıdır.
Sahaya inmeli.
Çalışanla konuşmalı.
Vatandaşın, müşterinin ve personelin şikâyet kanallarını doğrudan görebilmeli.
Ara kademedeki yöneticilerin sadece hedeflerini değil, insan yönetme biçimlerini de ölçmelidir.
Çünkü rakamları mükemmel olan bir müdür, altında çalışan 30 kişinin hayatını cehenneme çeviriyorsa orada başarılı yönetimden söz etmek zordur.
Bir yöneticinin başarısı yalnızca bilançosunda, faaliyet raporunda veya performans tablosunda yazmaz.
Arkasından insanların ne söylediğinde de yazar.
Sonunda Fatura Yukarı Çıkar
Yönetici olmak ayrıcalık değil, sorumluluğun çapının büyümesidir.
Yetki arttıkça hesap verme alanı da büyür.
Bu nedenle “Ben yapmadım, altımdaki yaptı” cümlesi her zaman güçlü bir savunma değildir.
Çünkü doğal olarak şu soru gelir:
“Peki sen neyi yönetiyordun?”
İyi yönetici aşağıdaki insanlara güvenen ama kontrolü bırakmayan kişidir.
Kötü yönetici ise kontrolü bıraktığını güven zanneder.
Sonra bir gün altında büyüyen problemler makam odasının kapısından içeri girer.
O gün suçlanacak personel bulunabilir.
Görevden alınacak müdür de bulunabilir.
Yeni bir amir de atanabilir.
Ama bazen artık çok geçtir.
Çünkü yönetimde ateşi en aşağıdaki kişi yakmış olabilir; fakat duman her zaman en yukarıdaki makamdan görünür.
Ve koltukların kötü bir huyu vardır:
Otururken insana hiç bitmeyecekmiş gibi gelir.
Ta ki yerine oturacak kişi kapıda görünene kadar.
İlginizi Çekebilir