“Terörsüz Türkiye” yolunda tarihi fırsat
GÜNDEMTBMM’de kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ni değerlendiren Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Süreç, yalnızca siyasi bir mutabakat olmanın ötesinde, devletin kurumları ve Meclis denetiminde ilerleyen, zamana yayılmış bir devlet projesi niteliğindedir.” dedi.
“Bu süreç Türkiye’yi bölen değil, birleştiren bir proje!”
Prof. Dr. Arslan, “Bu çerçeve yasa, Türkiye'nin bölünmesini engellemek için olgunlaştırılmıştır. Öcalan'ın 27 Şubat 2025 bildirisinde ‘Kürt devleti hedefinden vazgeçtik’ demesi, tam da bu endişeyi giderecek en önemli iradedir. Yani süreç, Türkiye'yi bölen değil, birleştiren bir projedir.” diye konuştu.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü’nden ve Üsküdar Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında Meclis’te kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni hukuki, siyasi, toplumsal, psikolojik, ekonomik ve bölgesel boyutlarıyla değerlendirdi.
“TBMM’de kabul edilen ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’, 40 yıllık terör sorununun çözümünde bir milat olarak görülüyor.” diyen Prof. Dr. Arslan, “Ancak bu sürecin başarısı yalnızca yasal metinlere bağlı değil. Uzun yıllar süren çatışmaların ardından kalıcı barış, toplumun hafızasındaki yaraların sarılması ve insanların birbirine yeniden güvenmesiyle mümkün.” dedi.
Bu bir af yasası değil
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme" başlıklı bu kanun teklifinin, terör örgütünün silah bırakması ve kendini feshetmesi şartıyla, belirli suçlara karışmamış olanların ceza infazlarının ertelenmesini öngördüğünü kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Öncelikle şunu açıkça belirtmek gerekir: Bu bir af yasası değildir. Suçları ortadan kaldırmıyor, sadece çok sıkı şartlara bağlı olarak yargı süreçlerini durduruyor. Teklif, ‘önce silah, sonra hukuk’ diyerek örgütün fiilen tasfiye olmasını hukuki mekanizmanın önüne koyuyor. Bu yönüyle sürecin kalıcılığını hedefleyen, caydırıcılığı elden bırakmayan bir çerçeve niteliğinde olarak değerlendirebiliriz.” diye konuştu.
Süreç siyasi mutabakatın ötesinde bir devlet projesi
Bu düzenlemenin, terör sorununun çözümünü siyasi iradenin ötesine taşıyarak hukuki bir zemine taşıma iradesi gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Yasanın yürürlüğe girmesi, süreci keyfilikten arındırarak kurumsal bir çerçeveye oturtacaktır. Yasa teklifine göre, devletin koyduğu şartları yerine getirenler hukuk güvencesine alınır. Bu yönüyle süreç, yalnızca siyasi bir mutabakat olmanın ötesinde, devletin kurumları ve Meclis denetiminde ilerleyen, zamana yayılmış bir devlet projesi niteliğindedir. Yani, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 1 Ekim 2024’te başlattığı bu proje, artık bir siyasi partinin değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sahiplendiği bir vizyondur.” şeklinde konuştu.
Silahların teslimi yetmeyecek, MGK teyidi de gerekecek
Terör örgütünün tasfiyesinin hangi kriterlerle doğrulanacağının sürecin güvenilirliği açısından belirleyici olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, teklifin bu konuda iki aşamalı bir mekanizma öngördüğünü ifade etti.
İlk aşamada PKK/KCK terör örgütü ve bağlı oluşumlarının fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Arslan, ikinci aşamada ise Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi ve bu kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasının öngörüldüğünü kaydetti.
Prof. Dr. Arslan, “Bu iki aşama tamamlanmadan yasanın hiçbir hükmü işletilemeyecektir. Yani silah bırakma ve örgütsel tasfiye tek başına yeterli değildir; bu durumun devlet tarafından resmen doğrulanması zorunludur. Bu mekanizma, sürecin güvenilirliği ve caydırıcılığı açısından oldukça önemlidir.” ifadesinde bulundu.
“Devletle ve milletle bütünleşme şartı eklenmeli”
Teklifin, ağır suçları kapsam dışı tutarak bu konudaki hassasiyeti ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Havva Kök Arslan, şöyle devam etti:
“PKK terör örgütü faaliyetleri çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile belirli tarih öncesinde işlenen müebbet gerektiren suçlar yasadan yararlanamayacaktır. Bu, şehit aileleri ve gazilerin adalet duygusunu korumayı amaçlayan kritik bir denge unsurudur. Ancak burada ciddi bir eksik var: Teklife ‘devletle ve milletle bütünleşme’ şartı eklenmelidir. Buradan yararlanacak kişilerin, yalnızca cezalarının ertelenmesini beklemeleri yetmez. Onların açık ve net bir iradeyle, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ve Türk Milleti'nde bütünleşme amacıyla’ bu haktan yararlanmak istediklerini beyan etmeleri şart koşulmalıdır. Bu şart, süreci kimlik siyasetinden kurtarıp bir vatandaşlık aidiyetine dönüştürecek en önemli güvencedir. Şehit ailelerinin hakları korunmalıdır, ancak bu haklar, devletle barışmak isteyen diğer vatandaşları dışlayacak bir gerekçe olarak kullanılmamalıdır.”
40 yıllık çatışma döneminin kapanması için tarihi fırsat
Yasanın uygulanmaya başlamasının Türkiye açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, şunları kaydetti:
“Bu kanun teklifinin yasalaşması, 40 yıllık terör sorununu Türkiye'nin gündeminden kalıcı olarak çıkarılması ve toplumsal barış ile milli dayanışmanın inşası için tarihi bir fırsattır. Süreç, ‘Terörsüz Türkiye’ vizyonunu, ‘önce silahsızlanma, sonra hukuk’ ilkesiyle hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Ağustos-Eylül 2026 itibarıyla tespit ve teyit süreçlerinin tamamlanması ve yasanın fiilen uygulanmaya başlaması beklenmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki silahlar sussa da toplumun hafızasındaki acılar kolay kolay geçmez.”
En kritik mesele toplum psikolojisinin doğru yönetilmesi
Prof. Dr. Arslan, bu süreçte en kritik riskin, toplumun psikolojisini doğru yönetmek olduğunu ifade ederek, “Sosyal psikolog Daniel Bar-Tal'ın ‘çatışma kültürü’ kavramına göre, yıllarca süren şiddet ortamı toplumlarda kalıcı psikolojik iklim oluşturur. İnsanlar yalnızca geçmişte yaşadıkları acıları hatırlamaz, bugünkü gelişmeleri de o acıların oluşturduğu zihinsel çerçeve içinde yorumlar. Bu nedenle, İyi Parti, Zafer Partisi ve ‘242 Aydın Bildirisi’ne imza atan çok saygın isimlerin itirazları anlaşılabilir ve geçerlidir. Bu isimler, Türk milliyetçiliğinin sinir uçlarını temsil ediyor; onların kaygısı, sürecin Türkiye'nin bölünmesine yol açacağı endişesidir. Ancak bu itirazları ciddiye almak ve onlara şu yanıtı vermek gerekiyor: Bu çerçeve yasa, Türkiye'nin bölünmesini engellemek için olgunlaştırılmıştır. Öcalan'ın 27 Şubat 2025 bildirisinde ‘Kürt devleti hedefinden vazgeçtik’ demesi, tam da bu endişeyi giderecek en önemli iradedir. Yani süreç, Türkiye'yi bölen değil, birleştiren bir projedir.” diye konuştu.
Önyargıları propaganda değil, güvene dayalı yeni deneyimler dönüştürür
Toplumun yeni sürece nasıl hazırlanacağı sorusunun kritik önemde olduğunu ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Gordon Allport'un ‘Temas Hipotezi’ne göre önyargılar, siyasi söylemlerle ya da devletin açıklamalarıyla ortadan kalkmaz. İnsanlar, karşı tarafı yıllarca çatışmalar, acılar ve korkular üzerinden tanıdığında zihinlerinde kalıcı kalıplar oluşur. Bu kalıpları değiştirecek olan propaganda değil, güvene dayalı yeni toplumsal deneyimlerdir. Ancak her temas barış üretmez; güvenin olmadığı, adalet duygusunun zedelendiği ortamlarda kurulan temas, uzlaşmayı güçlendirmek yerine kuşkuları daha derinleştirir. Devletin bu gerçeği, doğru bir dille, üslupla ve araçlarla topluma anlatması şarttır. Milliyetçi kesimlerin itirazları, sürecin doğal bir parçasıdır ve sineye çekilmelidir; asıl mesele, bu itirazları yapıcı bir şekilde karşılayarak toplumsal uzlaşıyı inşa etmektir.” dedi.
Terörün sona ermesi ekonomi ve kalkınmaya kaynak yaratabilir
Özellikle terörden etkilenen bölgelerde yatırım ve istihdam açısından yeni bir dönemin başlayabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Terörün Türkiye'ye maliyetinin kalkması, kaynakların kalkınma, altyapı ve refah artışına yönlendirilmesini sağlayacaktır. Başta Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere, terörden etkilenen bölgelerde yatırım ve istihdam artışı yaşanabilir. Nusaybin sınır kapısı ve Kalkınma Yolu projesi gibi fırsatlar, Kürt bölgesinden geçerek Türkiye'yi Basra Körfezi'ne bağlayacak ve müthiş ekonomik imkanlar sunacaktır.” şeklinde görüşlerini dile getirdi.
Suriye ve Irak politikasında yeni bir aşama başlayabilir
Terörün tasfiyesinin Türkiye’nin dış politikasına da doğrudan yansıyabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki terör unsurlarına karşı izlediği politikalar yeni bir aşamaya evrilebilir. Sınır ötesi güvenlik endişeleri azalırken, komşu ülkelerle istikrar ve ekonomik iş birliğine dayalı yeni bir dönem başlayabilir.” ifadesinde bulundu.
Bu süreç, Türk ve Kürt kardeşlerinin değil, devlet ile vatandaşlarının barışması
“Kanun teklifi çok önemli bir tarihi fırsat sunuyor ama toplumun ruhu da hazırlanmalıdır.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu süreç, Türk ve Kürt kardeşlerinin değil, devlet ile vatandaşlarının barışmasıdır. Türkiye, bu coğrafyada güven ve refahı tesis edecek kadim bir devlet geleneğine sahiptir. Atatürk'ün ‘Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ tanımı, bu sürecin pusulası olmalıdır. Ancak mevcut teklifin en büyük eksiği, bu tarihi fırsatı tam anlamıyla kucaklayacak olan aidiyet şartını içermemesidir. Teklife ‘Devlette ve Millette Bütünleşme’ şartının eklenmesi ve yargıyı idarenin vesayetinden kurtaracak düzenlemelerin yapılması halinde, Türkiye hak ettiği o müreffeh ve huzurlu geleceğe emin adımlarla yürüyecektir. Ancak bunun da ötesinde, toplumun farklı kesimlerinin birbirine duyduğu güvenin yeniden inşa edilebilmesi için eğitimden medyaya, sivil toplum çalışmalarından ortak kültürel projelere kadar çok sayıda aracın devreye sokulması şarttır. Kalıcı normalleşme, işte bu psikolojik ve sosyal dönüşümle mümkün olacaktır. Eleştiri, sürece karşı olmak değil, tam tersine sürecin daha sağlam temellere oturması için yapılan yapıcı bir katkıdır.”
İlginizi Çekebilir